osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2009 Pazartesi

Melceü't-Tabbahin (ilk yazılı yemek kitabı )

Melceü't-Tabbahin : Aşçıların Sığınağı
Mehmet Kamil Bey

Osmanlı'nın ilk yazılı yemek kitabından tarifler

Melceü't- Tabbahin adlı kitaba sondan bakarsanız Arapça, önden okuduğunuzda Osmanlıca - Türkçe, ortasında ise 1864'te Londra'daki ilk baskısından aktarılan İngilizce yemek tarifleri yer alıyor.

"Lüfer Pilavı: Tarik -i tabhı: Miktar-ı vafi lüfer balığı tedarik birle usul üzre içini çıkarıp ba'te'd- tathir tuzlayıp hazır edeler. Ba'dehu tencereye ala rugan-ı zeyt koyup yaktıkta ikili birli hesabıyla su koyup kaynamaya başladıkta tathir olunmuş pirinci salıp der-akap hazırlanan balıkları üzerine yatırıp tencerenin kapağını kapayalar. Tamam çektikte indirip bir miktar meksten sonra pilavını tabağa vaz', balıkları dahi nizamiyle üzerine koyup tarçın ekildikte tenavül buyrula."

Melceü't-Tabbahin adlı kitaptan küçük bir alıntı.

19. yüzyılın ilk yarısında basılan ve birbirinin tekrarı gibi görünen birkaç "yemek tarifleri yazması"nı saymazsak, Melceü't-Tabbahin (Türkçesi Aşçıların Sığınağı), ilk Osmanlıca yemek kitabı.

Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane hocalarından Mehmet Kamil bey tarafından yazılan kitap, Tanzimat'ın ilanından 5 yıl sonra ilk kez 1844'te yayınlanmış ve belki garipseyebilirsiniz ama, o dönemin "best seller"i olmuştur.

Sakız böreğinden süt kebabına, tarak ve istiridye külbastısından kavun baklavasına, tarak pilavından pirinç baklavasına, kavun dolmasından bamya salamurasına... 14 çeşit zeytinyağlı dolma, 31 çeşit yahni, 22 çeşit pilav ve diğerleri!

Kitapta yer alan yemek tariflerine göz gezdirdiğinizde, Osmanlı - Türk mutfağının zenginliğini de anımsıyorsunuz. Unilever tarafından Cüneyt Kut'a hazırlatılan bu kitabın özgün yanlarından biri de,önden başlayınca Latin harfleriyle yazılmış metnin, arkadan başlayınca da ninelerimizin okuyabileceği Arap harfleriyle yazılmış ilk metnin birarada olması. Dahası, kitapta Türabi Efendi tarafından İngilizceye çevrilen ve 1864'te Londra'da basılan İngilizce yemek tarifleri de var.

Evvelâ, tarihten bir yaprak!... Üstelik de, Tuğrul Şavkay’dan naklen. 9 Nisan 2000’de “Hürriyet/Pazar”da yayınlanan, “Ayşe Kadın’ın bitmeyen trajedisi” başlıklı yazısında, Türkçe’deki ilk yazılı yemek kitabı olan “Melceü’t Tabbahin”den bir fasulye yemeği tarifi veriyor. Kitabın tarihi 1844, yazarı ise, yemeğini “âlâ bir taamdır” sözleri ile tanımlayan, Mehmet Kâmil Bey!

“Fasulye mücveri” olarak adlandırılan ama kabak mücverini bir hayli andıran bu yemek şöyle –orijinal ifade muhafaza edilmiştir- hazırlanıyor:

“Taze yeşil çalı fasulyesini, bayağı suda tuz ile iyice ergince haşladıkta, kıyma tahtasında iyice kıyıp bir kap içine va’z edilen birle dakik-i has (rafine un) serpip yavaş yavaş, top olmadan ovuşturalar.

“Eriste gibi oldukta, yumurta kırıp bir miktar tuz koyup ve kaşık ile çalkalayıp kızgın yağda birer kaşık dökerek kızartalar. Eğer isterler ise, yumurta ile bir miktar dahi kavrulmuş kıyma koyalar.”


Güllaç Baklavası

Tarz-ı tabhı: Kaç adet güllaçtan yapılmak murat olunur ise bir muvafık tepsi içine tek tek koyup her birinin arasına bir miktar güllap ve süt serperek nısf-ı oldukta kaymak döşeyip üzerine ince toz şekeri serpip yine güllacın nısf-ı aherini dahi usul-i sabık üzre yayıp tamam oldukta tatlıca şerbetini kaynar iken üzerine çıkınca döküp bir kapak ile kapayıp terk edeler. Ba'dehu açıp soğudukta tenavül buyrula. Eğer kaymak bulunmaz ise döğülmüş fındık veya fıstık serpeler veyahut bütün güllaçları güllap ve suluca şerbet ile ıslatıp iki kat büküp içine kaymak veya döğülmüş fındık koyup yumak gibi büküp tabağa dizdikte usul-i sabık üzre şeker şerbeti haşlarlar. Bu dahi meşhurdur.

"lüfer pilavı: tarik -i tabhı: miktar-ı vafi lüfer balığı tedarik birle usul üzre içini çıkarıp ba'te'd- tathir tuzlayıp hazır edeler. ba'dehu tencereye ala rugan-ı zeyt koyup yaktıkta ikili birli hesabıyla su koyup kaynamaya başladıkta tathir olunmuş pirinci salıp der-akap hazırlanan balıkları üzerine yatırıp tencerenin kapağını kapayalar. tamam çektikte indirip bir miktar meksten sonra pilavını tabağa vaz', balıkları dahi nizamiyle üzerine koyup tarçın ekildikte tenavül buyrula."

“fasulye mücveri: taze yeşil çalı fasulyesini, bayağı suda tuz ile iyice ergince haşladıkta, kıyma tahtasında iyice kıyıp bir kap içine va’z edilen birle dakik-i has (rafine un) serpip yavaş yavaş, top olmadan ovuşturalar.
erişte gibi oldukta, yumurta kırıp bir miktar tuz koyup ve kaşık ile çalkalayıp kızgın yağda birer kaşık dökerek kızartalar. eğer isterler ise, yumurta ile bir miktar dahi kavrulmuş kıyma koyalar.”

OSMANLIDA MUTFAK GEREÇLERİ


OSMANLIDA MUTFAK GEREÇLERİ


Osmanlı mutfağında kullanılan malzemeler hakkında arşiv belgeleri, tarihi kaynaklar ve batılı gezginlerin seyahatnamelerinden gerekli bilgileri sağlamak mümkündür.



Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesinden kısa bir süre sonra inşa edilerek 19. Yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı Devletinin hem idari yönetim merkezi, hem de padişahların ikametgahı olan Topkapı Sarayı'nın mutfakları ve koleksiyonlarında bulunan mutfak malzemeleri, belge ve kaynaklardaki kayıtların maddi kalıntılarıdır.



Topkapı Sarayı Mutfakları
Topkapı Sarayı'nın inşa edildiği Fatih devrinden itibaren yemekler Matbah-ı Amire adı verilen mutfaklarda pişirilmekteydi. Topkapı Sarayı mutfakları ile bağlı birimleri, ikinci avlunun doğu kenarı boyunca uzanan revakların arkasındaki uzun mekanda yeralır. Mutfakların Fatih devrinde dört kubbeli olarak yapıldığı, artan Saray halkının ihtiyacını karşılamak üzere K'nuni devrinde altı kubbeli Has Mutfak ile Helv'hane bölümlerinin eklendiği, 1574 yılında çıkan büyük yangından sonra, ki bu yangının kebap çevirirken t'bedeki (tavadaki) yağın tutuşmasından çıktığı yazılır. Baş Mimar Sinan tarafından eski planına sadık kalınarak genişletilip yenilendiği bilinir. İkişer kubbe ile örtülü on gözden oluşan mutfaklarda sultanlar ve hiyerarşik olarak tüm Saray halkına yemek pişirilmekteydi.. Güneyden başlamak üzere ilk mutfak sultana aitti. Bunu valide sultan ve padişahın kızları, padişahın kadınları, kapı ağası, divan-ı hümayun, enderundaki akhadımlar ve içoğlanlar, alt tabakadaki saray memurları, cariyeler ve hizmetçi kadınlar, divan-ı hümayuna hizmet verenler için çalışan mutfaklar izler. Onuncu mutfak, Türk mutfağında önemli bir yeri olan çeşitli tatlı, reçel ve şerbetlerin hazırlandığı helvahane idi.

En başta yer alan padişah mutfağında tek kişilik ve çok çeşitli yemek hazırlanırdı. Serçini de denilen başaşçı 12 usta aşçı ile birlikte padişahın yemeğini hazırlardı. Serçini aynı zamanda padişahın sofrasında ve elçi kabullerinde Divan'da kullanılan porselen yemek takımlarından da sorumluydu.

Sarayın hiyerarşik düzenlemesinde üçüncü sırada yer alan Kilercibaşı, enderun ve ikinci avludaki mutfaklar ile kilerlerin, kiler koğuşu içoğlanların ve Saray'ın dış teşkilatına bağlı tüm mutfak görevlilerinin amiriydi. Diğer taraftan padişahın yemeğinin pişirilmesi ile ilgilenmek, sofrasını kurarak yemesine nezaret etmek; reçel, şurup, şerbet, macun ve tatlı türü yiyeceklerini hazırlatmak; turşu, baharat vs. muhafaza etmek, padişah yemek yemeden önce yemeğinden kontrol için tatmak kilercibaşının görevleri idi. Topkapı Sarayı'nda bugünkü idari binasının olduğu yerde bulunan kiler koğuşunun bir kısmında, padişah sofrasında kullanılan altın, gümüş porselen gibi değerli kaplar ile az bulunur yiyeceklerin depolandığı, şerbetler ve çeşitli şurupların hazırlandığı anlaşılır.

Saray mutfaklarında 15-20 başaşçı olup, aşçıbaşlar dönüşümlü olarak 60 aşçı ve 200 yardımcı ile birlikte çalışıyorlardı. Mutfakların sorumlusu, vezir rütbesine yakın derecede yüksek bir devlet memuru olan Matbah-ı Amire eminiydi. Helvahanenin başında ise helvacıbaşı kalabalık bir ekible görev yapardı. Tüm bu teşkilatın azil ve tayinleri enderundaki kilercibaşının yönetimi altındaydı..

Mutfaklarda pişirilen yemekler acemi oğlan ve tablak'r adı verilen aşçı yamakları tarafından siniler içerisinde hareme, enderuna, divana götürülürdü. Padişahın yemeği de yine bunlar tarafından B'b'üs Saade'ye kadar getirilerek enderunun kiler koğuşundaki içoğlanlara teslim edilirdi.

Bazı kaynaklar, sadece padişahın yemeklerinin pişirildiği 'kuşhane mutfağı' adında ikinci bir mutfaktan sözetmektedir. Harem'in enderuna açılan kuşhane kapısının üzerindeki 1147 (1734-35) tarihli kit'bede Sultan I. Mahmud'un kuşhane mutfağını tamir ettirdiği yazılıdır. Harem'in kuşhane kapısının sol tarafındaki ocaklı ve tezgahlı küçük taş odanın kapısı, Harem;'deki altın yola açılmakta olup, kuşhane mutfağı olabileceği düşünülmektedir. Ar', kuşhane mutfağının zülüflü baltacılardan seçilmiş, yemek pişirmekte usta iki görevlisi bulunduğunu, bunlardan birincisine "kuşçubaşı", diğerine ise "ikinci" denildiğini yazmaktadır. Kuşhane Mutfağı, padişaha gece hizmet veren, sadece kuş pişirilen küçük ve sembolik bir mutfak olmalıdır.

Günümüzün Topkapı Sarayı'nda orijinal malzemesi ve teşhiriyle Helvahane, Çin porselenlerinin sergilendiği mutfaklardaki vitrinlerin arkasında kalan ocaklar, Harem'de Cariyeler Taşlığına giden koridorun solundaki yemek sinilerinin konduğu setler, saray mutfağı ve yemek kültürüyle ilgili izlerdir.







Osmanlı Kaynakları ve Belgelerinde Mutfak Eşyaları:
Osmanlıların kullandıkları yemek ve sofra gereçlerinin isimlerini, bazılarının hangi yiyecekler için kullandıklarını Saray arşivindeki belgelerden öğreniyoruz. 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadarki çeşitli defter ve belgelerde geçen mutfak kapları, aslında Osmanlı yemek türleri ve sofra adetleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Yerde oturarak yemek yeme geleneği sinileri; sofradaki herkesin aynı kaptan yeme geleneği büyük boyutlu kapları; çorsa, hoşaf, şerbet gibi çoklukla tüketilen sıvı gıdalar değişik isimlerle anılan kase türlerini; yemekten sonra kahve geleneği fincan, kahve ibriği, kahve stilinden oluşan kahve takımlarını; yenilen yemeğin gülsuyu ve güzel koku ile bitirilmesi de gülabdan ve buhurdanları doğurmuştur. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak için leğen ve ibrik, kurulanmak için peşkir, peçete yerine kullanmak için de makramalar, yemek ve sofralarda kullanılan diğer gereçlerdir.

Arşiv belgelerinde (mutfak masraf, sayım, muhallefet, hediye defterleri gibi) sık sık isimleri geçen kap türleri şunlardır: Tabak, kase, üsküre, çanak, bardak, yatuk, badye, kuze (su testisi), ibrik, leğen, buhurdan, gülabdan, yekmürdi, matara, kavanoz, sürahi, fincan, fincan tabağı, ayaklı çanak, anberdan, memekten (tuzluk), iftar tabağı, çay ibriği, kumkuma, zemzemiye, tatlı tabağı, meyveden, çorba tası, tabe, (tava), yayuk, yemek kaşığı, hoşab kasesi, şerbet kasesi, hoşab üsküresi, şerbet fincanı. Bunlardan Çin porselenleri fağfur/fağfuri ya da mertebani, İznik seramikleri için ya da İznik, metal olanlar altun/sim, mücevherli olanlar murassa, Avrupa porselenleri Saksonyakari/Beçkari isimleriyle birbirlerinden ayrılmışlardır. Kumkuma, yayuk, yekmürdi gibi bazı kap türlerinin biçimleri tam olarak bilinmemekle birlikte, genellikle yemek kültürüne uygun formlar olduğu düşünülmektedir.

Arşiv belgelerinde adları geçen sofra gereçlerinin kullanımı ile ilgili kaynaklar vardır. Fatih Sultan Mehmet'in 1457 (h. 861) yılında, Edirne'de şehzadeleri ultan Beyazid ve Sultan Mustafa için düzenlettiği sünnet düğününde fağfuri üskürelerle şerbet sunulduğu Tursun Bey tarihinde yazılıdır. IV. Mehmed'in, şehzadeleri II. Mustafa ve III. Ahmet için 1675 yılında Edirne'de yapılan sünnet düğününde verilecek ziyafetlerde kullanılmak üzere, İstanbul'dan ikibin küçük iki yüz büyük bakır sahan istenmiştir. 1568 tarihli Divan-ı Hümayun defterinden Hazine'deki gümüş sininin elçi geldiği zaman çıkarıldığını, yemeğin bu sini üzerinde yenildiğini öğreniyoruz. Her yıl surre alayının gidişinde verilen ziyafetle ilgili bir belgede (Topkapı Sarayı Arşivi, D. 6835), kullanılan eşyalardan bazılarının isimleri sıralanmıştır. bU listede gümüş leğen-ibrik, hoşaf tası, tas tabağı, buhurdanlık, gülabdanlık, şamdan, kahve tabağı; bakır hoşaf tası; fağfuri kase; hangi madenden yapıldığı yazılmayan ta'am (yemek) sinisi, el leğeni ve ibrik, yoğurt tası ve tabağı, turşu tası ve tepsi, ateş kapı; su peşkiri, kebir makreme (havlu), yemek makremesi ve yağ makremesi gibi yemek esnasında kullanılan malzemelerden örnekler görülmektedir.

Arşiv belgelerinde adları geçen bu kapların kullanışı hakkındaki en önemli görsel kaynaklar Topkapı Sarayı Kütüphanesinde bulunan minyatürlü Osmanlı el yazması iki surnamedir. Bunlardan ilki (H. 1344), Sultan III. Murad'ın oğlu şehzade Mehmed'in 1582 yılında yapılan ve 52 gün 52 gece süren sünnet düğününü anlatmaktadır. Çok sayıda minyatürün bulunduğu eserde metal ve seramik-porselen kap biçimleri çoklukla resmedilmiştir. Tabaklar, kavanozlar, sahanlar, fincanlar, tepsiler, kaseler, tencereler sıklıkla kullanılan formlardır. Helvacıların geçişini konu alan sahnede (yaprak 51a), olasılıkla bakır bir tencerede uzun saplı bir kepçe ile helva yapıldığı görülmektedir. Bu düğünle ilgili olarak tarihçi Selaniki, at meydanının güney tarafında devlete ait fırının önünde ocak ve mutfaklar yapıldığını, mutfakların binbeşyüz parça büyük kazan ve tepsiyle donatıldığını yazmaktadır. Düğünde verilecek ziyafetlerde kullanılmak üzere Hazine'den, Matbah-ı Amire kilerinden ve çini ambalarından beyaz, yeşil, zeytuni, alaca, açık mavi Çin porseleni ve İznik çinisi sahan ve tabaklar çıkarıldığını; bu kapların yetmeyeceği düşünülerek ayrıca çarşıdan 237 İznik sahan, 204 İznik tabak, 100 İznik üsküre satın alındığını yine Selaniki'den öğreniyoruz.

İkinci surname III. Ahmed'in dört şehzadesinin sünnet düğününü konu eden Surname-i Vehbi adlı minyatürlü el yazmadır (A. 3593). 1720 yılında gerçekleşen ve 15 gün 15 gece süren düğünle ilgili bu yazmada Levni tarafından yapılan 137 minyatür bulunur. Minyatürlerdeki bütün ziyafet sahnelerinde çift yuvarlak sini/masa şemasının tekrarlandığı görülmektedir. Kapalı metal tabak, kase ve sahanlar, mavi beyaz kase ve tabaklar (Çin porseleni mi İznik seramiği mi olduğu anlaşılmamaktadır), mücevherli porselen kaplar, genellikle bir tepsi içinde takım olarak buhurdan ve gülabdanlar, sürahiler, kaşıklar, gümüş leğen ve ibrikler, fincanlar çoklukla resmedilen kap türlerini oluşturur. Sur emini ve yardımcıları bu düğün için imparatorluğun her köşesinde malzeme tedarik etmeye çalışmış ve kısa sürede yemek masası yerine kullanılacak on bin büyük tahta sini, tatlı dağıtmak üzere bin küçük tepsi, on bin sürahi, şerbet, bin ördek, sekiz bin tavuk, iki bin hindi, üç bin horoz, iki bin güvercin, onbeş bin yağ kandili ve gece eğlencelerinde etrafı aydınlatacak mahyalar için on bin yağ çanağı bulunmuştur.

Topkapı Sarayı kütüphanesinde bu surnamenin bir nüshası daha vardır (A. 3594). Vezir-i Azam Damat İbrahim Paşa için hazırlandığı sanılan bu nüshanın 140 minyatürlü yaprağı Levni okuluna mensup bir sanatçı tarafından yapılmıştır. Ziyafet sahneleri Levni'nin surnamesi ile aynı şemayı gösterir.

Her iki surnamede de çanak yağması sahnesi resmedilmiştir. Çanak yağması, düğünlerde halka ve yeniçerilere verilen yemek ziyafetidir. Meydana dizilen çok sayıda tabak ve kaseler, içindeki yemeklerle birlikte yağma ettirilmektedir. Çanak yağması konulu minyatürlerdeki kap kacağın türü belli olmamakla birlikte, genellikle pişmiş toprak veya bakır kapların kullanıldığı sanılmaktadır.

Topkapı Sarayı Koleksiyonlarındaki Mutfak Eşyaları:
Saray'ın 10.358 parçadan oluşan Çin porselenleri koleksiyonu, sultanların porselen kaplara duydukları ilgi ve beğeni ile açıklanabilir. Osmanlı hanedanının daha Topkapı sarayı inşa edilmeden önce, Edirne Sarayında Çin porseleni kaplar kullanıldığı bilinir (bkz. dipnot 6). Çin'de üretilerek 13. yüzyıldan itibaren İslam ülkelerine ve Ortadoğuya ihraç edilen Çin porselenleri, Osmanlı saray ve konaklarında da tercih edilerek kullanılmıştır. Osmanlı belgelerinde mertebani olarak geçen seladon kapların içine konulan zehirli belli ettiği inancı, bu tercihin sebebi olabilir. Topkapı Sarayı'nın inşa edilişinden itibaren biriktirilen, 16. yüzyıldan sonra sayısı sürekli artan Çin porselenleri islam ülkeleri için üretilen ihraç malları olduğundan, Osmanlı yemek ve sofralarına uygun biçim ve büyüklükte yapılmışlardır. Koleksiyonda çok sayıda büyük boyutlu tabak ve kaseler yeralmaktadır. Bazı kaselerin porselen kapaklı olmasına karşılık, çok sayıda kase ve tabağın üzerini tombak kapaklar örtüldüğü bilinmektedir. Fincanlar, leğen ve ibrikler, buhurdan ve gülabdanlar, sürahiler, mataralar bu koleksiyonun diğer önemli gruplarıdır.

Çin porselenlerinin kullanılması ile ilgili tarihi kaynaklar bilgiler verir. Covel, Edirne'de vezirin onuruna verdiği yemeği anlatırken servisin pahalı kaplarla yapıldığını, mertabani ve fağfur kaplar ile şerbet ve kahve fincanları kullanıldığını yazar. D'Ohsson, Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra bütün padişahların sadece porselen kullanıldıklarını, bugün de bütün resmi yemeklerde Çin'in yeşil porselenlerinin kullanıldığını anlatır. Thevenot, "Saray'dan yeni çıkmış olan bir içoğlandan öğrendiğime göre, hükümdara yemekler porselenden daha kıymetli, Çin toprağından yapılmış ve zehire karşı panzehir olan kaplarda verildi. Ayrıca O'nun (Kanuni) altınla kaplı (altın yazdızlı gümüş veya bakır) elli tane tabağı vardır... Bahçelerde veya eğlence yerlerinde verilen fevkalede ziyafetlerde tıpkı elçilere hükümdar tarafından kabul edilmeden önce Divanhane'de verilenlerde olduğu gibi, porselenden ve topraktan kaplar kullanılırdı..." sözleriyle Çin porselenlerinin kullanımı konusunda bilgiler verir.

Çin porselenlerinin kırılanlarının tamir edilmesi veya Osmanlı metal işçiliği ile yeni işlevler kazandırılarak tekrar kullanılması Çin porselenlerine verilen önemi gösterir. Evliya Çelebi tüccarlar loncasında yirmibeş onarım ustasının olduğunu, kırık porselenlerin kenetlenerek tamir edildiğini, bunu yapan on atelyenin bulunduğunu yazar. Saray koleksiyonunda bu şekilde tamir edilmiş Çin porseleni kaplar halen mevcuttur.

Arşiv belgelerinde isimleri geçmekle birlikte saray koleksiyonlarında İznik seramikleri bulunmaz, bunun nedeni pahalı ve dayanıklı olan Çin porselenlerinin her zaman daha iyi korunması ve tercih edilmesi olmalıdır. Ancak Saray dışında İznik seramikleri sevilerek kullanılmıştır.

Saray mutfaklarında ikinci önemli grubu bakır ve tombak eşyalar oluşturur. Kazanlar, dövme yuvarlak tipli helva tencereler, kapaklı tencereler, değişik boyutlarda kapaklı sahanlar, tavalar, fırın kürekleri ve maşalar, ibrik ve leğenler, büyük siniler, tepsiler, kahve takımları (kahve stili ve ibrikleri, kahve kavurma tavaları, fincan zarfları, değirmenler), taslar, güğümler (sahlep, aşure, süt, su için) havan ve kantarlar, kepçe ve kevgirler, sayısı 2000 civarında olan bu koleksiyonun önemli parçalarıdır. XVI. yüzyılda İstanbul'u ve Anadolu'yu ziyaret eden Hans Dernschwam, Türklerin yemeği yerdi oturarak yediklerini, yere deri bir sofra yaydıklarını, üzerine tahta ve kalaylanmış bakır bir sini oturttuklarını, sininin üzerine 2-3 kap yemek, ekmek ve kaşık koyduklarını, dizler üzerine de bir peşkir örttüklerini yazar. Ayrıca kapaklı pırıl pırıl kalaylı bakır çukur sahanların İstanbul'da kullanılmasının âdet olduğundan sözeden Dernschwam, bu kapakların şeklini de çizerek göstermiştir.

Bakır koleksiyonu içinde, 17-19. yüzyıllar arasına tarihlenen yaklaşık 400 parça tombak eser vardır. Bakır üzerine civa ve altın yaldızla yapılan tombak eserler, altın gibi görünümleri ile saray ve konaklarda sevilerek kullanılmışlardır. Bakır kaplarla hemen hemen aynı formlarda yapılan tombak eserler arasında çoğunluğu buhurdan ve gülabdanlar ile kapaklı tas ve sahanlar, şerbet güğümleri, ibrik ve leğenler oluşturur. Porselen kapların üzerine tombak kapakların örtüldüğü minyatürlerden bilindiği gibi, koleksiyondaki kapak sayısından da anlaşılmaktadır.

Pişmiş toprak kapaklı tencere ve çömlekler, helva dağıtımında kullanılan helva güveçleri, büyük erzak küpleri; mermer tabak, tepsi, bardak ve şekerlikler; bronz havan ve ağırlıklar bu koleksiyonun diğer önemli eşyalarıdır.

Hazine ve gümüş koleksiyonlarındaki altın ve gümüş kaplarda sultan ve üst düzey saraylıların yemek yedikleri bilinir. Ancak şer'i kanunlara göre altın ve gümüş kaplarla yemek yeme yasaklandığından, sultanların sarı Çin porselenleri kullandıkları anlaşılmaktadır. Divan-ı Hümayun'dan çıkan H. 1204 tarihli bir hükümle ilgili vesika altın ve gümüş kapların kullanılmasının yasaklanmasıyla ilgilidir. M. Baudier konuyla ilgili olarak şu bilgileri verir: "...Padişah yemek esnasında envai meyva suyu, limon suyu ve şekerle yapılmış bir içki (şerbet) içer. O bu içkiyi murassa ayaklı bir zarf içine konulmuş porselenden veya Hindistan cevizi kabuğundan küçük bir kaseden tahta kaşıkla içer... Ramazan günlerinde hiçbir altın kap kullanılmaz, yemekler çok değerli ve nadir sarı porselen kaplara konulur".

Sultan II. Beyazid zamanında konulan altın ve gümüş kaplarda yemek âdetinin en geç III. Murad devrinde kaldırıldığı ve porselen kaplara geçildiği söylenmekle birlikte, koleksiyonlarda bulunan altın ve gümüş mutfak eşyalarından bu yasağa tümüyle uyulmadığı anlaşılır. Divan'a elçi geldiğinde gümüş sini çıkarıldığı bilinir.

17. yüzyılda Topkapı Sarayında içoğlanı olan Bobovi, sultanın yemeğini şöyle anlatır: Sultan Hasoda veya bahçede tek başına yemek yer; yemekte haşlanmış, fırında baharatlı veya kebap yapılmış koyun, çeşitli ızgara etler (koyun, kuşlar, güvercin vs.) en ünlüsü baklava olan tatlılar, muhallebi, sütlaç bulunur; yemekte su içilmez, bunun yerine yedikten sonra büyük bir kap hoşaf içilir. Yemek sırasında dilsiz ve cüceler padişahı eğlendirirler; tüm yemekler seladon kaplarla sunulur, içecekler için metal bardaklar kullanılır, çatal yerine kullanılan eller yemekten sonra sabunla yıkanır; yemekten sonra küçük yudumlarla sıcak kahve içilir ve son olarak amber ve öd ağacından buhur yapılır. Padişahlar altın ve gümüş kaplarda yemek yemez, çünkü şeriat kurallarına göre bu kaplar erkeklere yasak, ancak kadınların yemeleri serbesttir.

Kaynaklara göre Topkapı Sarayı'nda, biri sabah ile arasında kuşluk, diğeri hava kararmadan önce akşam olmak üzere, günde iki kez yemek yenilir. Yemekler, bağdaş kurmuş olarak yerden hafif yükseltilmiş sinilerde yenir, yemekten önce ve sonra eller ibrik-leğen takımı ile yıkanır ve peşkirle kurulanırdı. Yemek sırasında makrama denilen ve peçete yerine geçen örtüler kullanılırdı. Makramalar tek tek kullanılabildiği gibi, sini etrafındaki kişilerin tümünün örttüğü 3-4 m. uzunluğundaki dolama türleri de kullanılabilmekteydi. Sofradaki herkes sinilerin ortasına konulan tek bir kaptan yerdi yemekte sadece kaşık kullanılır, çatal ve bıçak kullanılmaz, sağ elin üç parmağı ile yemek yenirdi. Yemeğin çeşitine uygun olarak kaşıkların biçim ve boyutları farklılık gösterirdi. Yemekte su içilmediği için su takımı konulmaz, yemek sonrasında şerbet veya hoşaf içilirdi. Genellikle konuşulmadan yenen yemeğin ardından bir seramoni halinde buhur, gülsuyu ve kahve verilmesi âdetti. Gülsuyu ve buhur, özellikle yemekten sonra kullanılan en önemli kokulardı. Bu kokular için hazırlanmış porselen, tombak, gümüş veya cam gülabdan ve buhurdanlar, Saray koleksiyonunda çokça bulunurlar.

Osmanlıdaki batılılaşma süreci ile birlikte, 18. yüzyıldan itibaren Çin porselenlerinin yerini Avrupa porselenleri almıştır. Saray koleksiyonundaki 5000'i aşan Avrupa porseleni yemek takımları bu değişimin bariz kanıtıdır. Alman, Viyana, Fransız, Rus porselen ve fayanslarından oluşan bu sofra takımları da Osmanlı zevkine uygun ihrac mallarıdır.

19. yüzyılda Beykoz ve Yıldız porselen fabrikalarında üretilen ilk Osmanlı üretimi ise günlük kullanımdan çok hediye ve süs amaçlı yapıldığından sofralarda çok fazla kullanılmamıştır.

Saray Dışında Kullanılan Sofra Gereçleri:
Osmanlı saraylarında görülen mutfak ve sofra takımlarının, Saray erkanı ve yakınlarından oluşan zengin konaklarda da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Muhallefet ölen veya azledilen saray ve devlet görevlilerinin eşyalarının saraya maledilmesi sistemi gereğince, 19.000'i aşkın Çin ve Avrupa porseleninin saraya geri dönmesi muhallefet defterlerinden tespit edilmiştir. Bu sayı saray dışındaki sofra gereçlerinin saraydan pek farklı olmadığını gösterir. 1716 yılında İstanbul'a gelen İngiliz elçisinin eşi Lady Montagu, Sultan Mustafa'nın gözdesi Hafize Sultan'ın onuruna verdiği ziyafeti "Şerbet Çin porseleni kaplar içinde getirildi. Ancak kapaklarıyla fincan tabakları som altındandı. Yemekten sonra istemeyerek kullandığı peçetelere benzeyen el silme bezleriyle altın bir leğen içerisinde su getirildi ve altın tabaklı porselen fincanlarla kahve servisi yapıldı" diye anlatmaktadır.

İmarathanelerde, kervansaraylarda ve evlerde kullanılan sofra gereçleri ise, ekonomik duruma parale olarak fazla çeşitlilik göstermez. Kalaylanmış bakır ve pişmiş toprak kaplar, tahta kaşıklar, tahta ve bakır siniler, yemek çeşiti de azalan sofralarda kullanılan sofra gereçleridir.

Çalışan Kadının Yemek Kitabı

Çalışan kadının yemek pişirmeye harcadığı zamanı azaltıp, kendine fazla zaman ayırabilmesini amaçlayan “Çalışan Kadının Yemek Kitabı”, birbirinden kolay ve pratik yemek tariflerini içeriyor.


Pırıl Aslan’ın hazırladığı İnkılap Kitabevi tarafından yayımlanan “Çalışan Kadının Yemek Kitabı”, günümüzde işi ve ailesi arasında sıkışmış çalışan kadının, rutin işleri arasında yer alan yemek pişirme eylemi için harcadığı zamanı azaltıp kendine daha fazla zaman ayırabilmesini, yemek pişirme işlevini zorunlu bir görevden keyif verici bir uğraş haline dönüştürmeyi amaçlıyor.

Kitap aynı zamanda, gerek iş gerekse günlük yaşamda kadınların karşılaştıkları güçlükleri bir nebze olsun unutturmak, mutfakta onların yaratıcı yönlerini açığa çıkarmak, yaptıkları yemeklerle takdir kazanlamalarını sağlayarak öz güvenlerini artırmayı hedefliyor.

Çeşitli teknik ve yöntemlerle pişirme süreleri kısaltılan tariflerin yer aldığı kitaptaki tüm yemekler, denenip, okurların karşılaşabilecekleri zorluklar hafifletilmeye çalışılmış.

Dünya, Osmanlı ve Türk mutfağından örneklerden oluşan yemek tarifleri, “Çorbalar”, “Salatalar”, “Sebze Yemekleri”, “Et, Balık, Tavuk Yemekleri” ve “Tatlılar” olmak üzere 5 ana bölümden oluşuyor.

Yemeklerin kaç kişilik olduğu, ne kadar sürede hazırlandığı ve pişirildiği bilgilerine yer verilen tarifler, uygulamaya başlamadan önce pişirenin doğru zaman planlaması yapmasına yardımcı oluyor. Yemeğin yapılma aşamaları numaralandırılarak tariflerin daha kolay ve pratik biçimde uygulanması sağlanıyor.

Kitapta, “Domatesli yoğurt çorbası”, “avokado salatası”, “nohut piyazı”, “çam fıstıklı brokoli”, “patates keki”, “portakallı somon” gibi yemek tarifleri yer alıyor.

Osmanlı Mutfağı'ndan Pilav Tarifleri


ACEM PİLAVI (OSMANLI RAMAZAN)

TC Kültür Bakanlığı

Âlâ koyun etinin yağlısından yüz dirhem kadar kuşbaşı yapılıp ber – mûcip-i tabh güzelce kavruldukta, fıstığı temizlenmeli.Acemin kişmiş tabir ettiği bir nevi üzüme de ayıklamalı ve bu pilav da behemehal acem pirinciyle olmalıdır (O pirincin beheri arpa şekli ve uzunluğundadır).Şu halde tencerenin dibine yakmamak veya yapışmamak için hususi bir sıra paça kemikleri dizilmeli.Sonra kuşbaşı yağıyla bolca üzerine dökülmeli zira sonradan sade haşlanılmayacaktır.

Kuşbaşının üzerine kişmiş ve fıstığı serpilerek bunun üzerine de pirinci ayıklanıp yıkandıkta ölçü ile ve arasına bütünce karabiber serpilerek pirinci ile beraber döşenir.Ve pirincin üzerine de yavaşça ölçülmüş kaynar et suyu boşaltılır.

O halde miktar-ı kifaye tuzu da serpilerek kapağı kapatılarak kenarı da hamur ile sıvanıp köz ateşe oturtulur.Tam bir buçuk saat kadar kaldıkta tencereyi indirip ve kapağını açıp tencerenin ağzına kenarlıca bir tepsi kapatılıp bittakrib tencere baş aşağı kaldırılarak tepsinin ortasına tersi çevrilir.

Ve yavaşça tencere kaldırılarak kalıbıyla tenceredeki pilav tepsiye çıkarılır. Üzerinden parça kemiklerini alıp az da tarçın serpildikten sonra tenavül buyrula hoş olur.






ETSİZ PİLAV (OSMANLI RAMAZAN)

TC Kültür Bakanlığı

Beş on baş kuru soğanı güzelce çentip miktar-ı kâfi tuz ile güzelce ova ova öyle bir raddeye getirmeli ki az su ilave olundukta posası büsbütün su kesilsin.Bu mahlutu bir süzgeçten süzüp (artık tuza hacet yoktur) üzerine bir daha su ilave edilip pirinç olsun bulgur olsun iki ölçü suya bir ölçü pirinç düstur ittihaz olunmalıdır.Bazen pirinç kırıkça olur ise suyu az noksan koymalı zira pilav lapa olur.Pirinç süzgeç vasıtasıyla yıkanıp mezkûr soğan suyu kaynar suya salınır. Suyunu çektikte indirip bir küllü kıvılcımlı ateşe oturtulur.

Yarım kıyye pirince dört beş kaşık dolgunca sade itibariyle yağı da kızdırılıp yandıkta tencereye haşlanır ve kapağı kapatılır.Şöyle yarım saat kaldıkta (bu müddetin mürûrunda kevgir ile pilavın altı üstüne getirilerek tane tane birbirinden ayrılıncaya kadar güzelce karıştırmalı) tabağa boşaltılıp üzerine biraz da karabiber ve yenibahar baharatı serpilip tenavül olunur.Et suyuyla pişmiş pilavdaki lezzet bu pilavın yanında hiç kalır.Tecrübesi ise sehildir. Pek latif ve hoş olur.





İÇ PİLAV (OSMANLI)

4-6 kişilik Gerekli malzeme:
2 su bardağı pirinç
3 çorba kaşığı tereyağı
3.5 su bardağı et suyu
1 soğan,
4-5 kuru kayısı
1 kahve fincanı ayıklanmış badem
1 su bardağı haşlanmış kestane
1 çay kaşığı tarçın
1 tatlı kaşığı tozşeker
Tuz,
karabiber,
yenibahar

Pirinci sıcak tuzlu su ile ıslatıp yarım saat bekletin. Kayısıları sıcak suda dinlendirin.
Tencerede 2 yemek kaşığı tereyağını eritin. Pirinci ekleyip şeffafla-şıncaya kadar kavurun. Et suyu, tuz ve tozşekeri ilave edip kaynamaya bırakın. Kısık ateşte pişirin.
Soğanı rendeleyin. 1 kaşık tereyağını geniş bir tavada eritin. Rendelenmiş soğan ve bademleri ekleyip pembeleşinceye kadar kavurun. Kayısıları süzüp küçük küçük doğrayın ve bademli karışıma ilave ederek 2-3 dakika daha kavurun.
Haşlanmış kestaneleri dörde bölün. Pilava badem ve kayısılı karışımı ekleyin, suyunu çekene kadar pişirin. Baharatları ekleyip karıştırın, en son kestaneleri ekleyip ateşten alın. Tencerenin üzerini kağıt havlu ile örtüp kapağını kapatın ve demlendirin. Tahta kaşıkla fazla ezmeden harmanlayıp sıcak olarak servis yapın.

HÜNKÂR PİLÂVI (OSMANLI)

Kullanılacak malzeme (6 kişi için):
250 gram iç bezelye,
1/2 kilo pirinç,
250 gram orta yağlı kıyma,
50 gram sadeyağ,
1 küçük kutu natürel domates salçası,
1 çorba kaşığı zeytinyağı,
1 baş soğan,
2 adaçayı yaprağı,
1 tutam kekik,
1 tutam merzengûş otu,
1 fiske cevz-i bevva,
yeteri kadar tuz ve karabiber,
150 gram çemensiz pastırma,
1/2 bardak rendelenmiş kaşer peyniri,
yeteri kadar et suyu (tavuk suyu olursa daha iyi olur).

Yapımı: Bezelyeyi tuzlu suda diriliğini kaybetmeyecek kadar haşlamalı. 20 gram sadeyağla 1 çorba kaşığı zeytinyağını küçük bir güvecin içine koymalı. Güveci ateşe oturtmalı. Yağlar ısınınca kıyılmış soğanı içine atmalı ve tahta kaşıkla karıştırarak bunu kavurmalı. Soğan pembeleşmeye başlayınca bunun içine kıymayla kıyılmış pastırmayı atmalı, tuzunu ve biberini de serptikten sonra kaşıkla karıştırarak bunları iyice kavurmalı. Kıymalar kavrulunca bir çorba kaşığı et suyunda eritilecek domates salçasını, kekiği, merzengûş otunu adaçayını ve bir fiske cevz-i bevvayı da kattıktan sonra salçayı çok hafif ateşte pişirmeli. Salça suyunu çekmeye başlarken haşlanmış bezelyeyi güvece boşaltmalı. Salçanın güvecin dibine yapışmaması için vakit vakit tahta kaşıkla karıştırmayı unutmamalı.
Beri yanda pirinç, et suyu ve sadeyağdan yararlanarak bir pilâv pişirmeli.
Pilâvı demlendirdikten sonra servis tabağına alınca üstüne ateşten yeni indirilmekte olan salçayı boşaltmalı ve hemen sıcak sıcak servis yapmalı. Hünkâr pilâvını tabaklara boşalttıktan sonra rendelenmiş kaşar peynirini kaşıkla alıp pilâvın üstüne dökmeli.






TAVUKLU HAREM PİLAVI (OSMANLI)

Kullanılacak malzeme (4 kişi için):
1200 gramlık bir yarka,
50 gram margarin yağı,
2 baş soğan,
3 diş sarımsak,
1/2 çay kaşığı zencefil,
2 baş karanfil,
2 çay kaşığı dövülmüş kişniş,
1 tutam dövülmüş kakule,
1 çimdik safran,
1 tutam kimyon,
1 tutam karabiber,
4-5 tatlı badem içi,
1 tutam darulfülfül,
yeteri kadar tuz,
1 kâse yoğurt.

Yapımı:
Tavuğun tüylerini yolup içini çıkarmalı, ince tüylerini gidermek için tütsülemeli ve bol suda içini, dışını iyice yıkamalı. Tavuğu düzenli bir şekilde parçalara bölmeli. Yarka parçalarını yayvan bir porselen kâseye yerleştirmeli. Havanda dövülecek iki diş sarmısağı yoğurtla iyice karıştırıp tavuk parçalarının üstüne dökmeli. Yarka parçalarını vakit vakit çevirerek bunları bu marinatta iki saat kadar dinlendirmeli. Toprak bir çömlekte margarin yağını erit-meli. Buna rendelenmiş soğanla kalan sarmısağı katmalı. Tahta kaşıkla karıştırarak soğanları kavururken bunların üzerlerine karanfille zencefil ve tuzu serpiştirmeli. Soğanlar pembeleşince bir kâsede karıştırılmış olan kişniş, kakule, kimyon, safran, darulfülfül tozlarını ve kıyılmış tatlı badem içini katıp soğanla iyice karıştırmalı.
Bu karışımı çok hafif bir ateşte beş dakika kadar pişirdikten sonra marinatından çıkarılacak tavuk parçalarını bunların üzerine yaymalı ve bunların her yanını nar gibi kızartmalı.
Yarka parçaları kızarınca marinatını azar azar katmalı ve tavuğu çok hafif bir ateşte birbuçuk - iki saat kadar pişirmeli. Tavuk pişince bunu bir servis tabağına almalı ve yanında tereyağlı bir pilâv olduğu halde sofraya götürmeli. Sofrada tabaklara önce birer kâse içine doldurulup başaşağı edilerek biçimli biçimde aktarılacak pilâvı koymalı. Bunların üstüne yarkadan bir veya iki parça oturtmalı. Salçasını da gezdirerek döktükten sonra servis yapmalı.





OSMANLI PİLAVI

Malzemeler:
2 su bardağı pilavlık pirinç,
yarım paket margarin,
250 gram kuşbaşı et,
1 çay bardağı kabukları soyulmuş badem,
1 kahve fincanı yemeklik iç fıstık,
kuşüzümü,
yeterince tuz
isteğe göre baharat

Hazırlanışı:
Pirinci tuzlu suda ıslatarak 1 saat kadar bekletin. Badem ve fıstıkları yağsız tavada ayrı ayrı kavurun. Eti de ayrı bir tencereye alarak içine 2 çorba kaşığı margarin ve bir su bardağı su koyarak pişmeye bırakın. Tam kavrulmadan suyu çekmeye başlayınca ocaktan indirin. Pilav yapacağımız uygun bir tencereye kalan margarini ve pirinçleri ekleyerek kavurun. Kavurmuş olduğunuz eti, pirince suyu ile birlikte dökün. Badem fıstık ve kuşüzümünü de ekleyerek üzerini örtecek kadar su koyun. Suyunu çekmeye yakın yarım su bardağı soğuk suyu üzerinde gezdirerek karıştırıp kısık ateşte demlenmeye bırakın.





SULTAN REŞAT PİLAVI

MALZEMELER
Pirinç 2 su bardagi 360 gram
Su 4 su bardagi 800 gram
Margarin 6 yemek kasigi 60 gram
Tuz 2 1/2 tatli kasigi 15 gram
Sogan 1 orta boy 60 gram
Ekmek (bayat) 1 ince dilim 20 gram
Kiyma 2 1/4 çay bardagi 200 gram
Kara biber 1/2 tatli kasigi 1 gram
Un 2 yemek kasigi 12 gram
Sivi yag 1 1/2 yemek kasigi 15 gram
Domates 3 küçük boy 300 gram

YAPILIŞI
Pirinci yika, süz. Suyu bir tencereye koy, yag ve 2 tatli kasigi tuz ekle, kaynat, pirinci kat, karistir. Önce orta, sonra kisik ateste suyunu çekene degin 15-20 dakika pisir, üzerine peçete koyup 20 dakika dinlendir. Sogani soy, yika, rendele. Ekmek içini islat, sik. Kiymayi, sogani, ekmek içini, kalan tuz ve kara biberi karistirip iyice yogur, findik iriliginde yuvarla. Bir tepsiye un serp, köfteleri koy, hafifçe sallayarak unla. Teflon tavada sivi yagi isit, köfteleri koy, kizart, baska bir kaba al. Domatesleri yika, rendele, köftelerin pistigi tavada kisik ateste kapagi kapali olarak 10 dakika pisir, köfteleri yeniden koy, 5 dakika daha pisir.




kaynak : TC Kültür Bakanlığı

Osmanlı Mutfağından Helva Tarifleri


Helvay-i Sabuni
Malzemesi:
100 g (1 su bardağı) buğday nişastası
250 g tereyağı (erimiş)
500 g bal
500 g badem
2 bardak su
Hazırlanışı:
Bademleri sıcak suya koyun. Biraz bekletip kabuklarını soyun. Birkaç bademi süslemek için ayırın, kalanı iri parçalar haline getirerek ezin. Nişastayı bir kap suda karıştırın. Balı sulandırmadan benmari usulü ısıtarak eritin ve nişastanın içine katıp tümünü bir tencereye koyun. Çok kısık ateşte tahta kaşıkla devamlı karıştırarak pişirmeye başlayın. Macunlaşmaya başlayıp karıştırmak zorlaşınca, eritilen tereyağını azar azar ekleyip devamlı karıştırarak yedirin. Bademleri katıp 2-3 dakika daha karıştırın, helva sakız gibi olunca ateşi söndürün. Helvayı bir tabağa boşaltın. Soğuduktan sonra isteğe göre kesin, bademle süsleyin ve servis edin.



Portakallı İrmik Helvası
Malzemesi:
500 g irmik
500 g toz şeker
1 kg süt
100 g çam fıstığı
1 adet portakal rendesi
200 g tereyağı
Hazırlanışı:
Tencerede yağı eritip irmiği ve fıstığı kavurun. Fıstıklar renk alınca kaynattığınız şekerli sütü içine dökün. İyice karıştırıp tencerenin kapağını kapatın. 15 dakika kısık ateşte demlendirin. Rendelenen portakal kabuğunu ilave edin. İyice karıştırıp soğuyunca servis edin.



Kaymaklı Un Helvası
Malzemesi:
200 g kaymak
1 su bardağı un
3 su bardağı şeker
3 su bardağı su veya süt
Hazırlanışı:
Tencerede kaymağı eritin ve unu ilave edin. 35-40 dakika kısık ateşte kavurun. Şekerle suyu ayrı bir kapta kaynatın. Sonra kavrulan una ilave edin ve karıştırın. Kısık ateşte kapağı kapalı olarak on dakika dinlendirin. İsteğe bağlı olarak üzerine toz tarçın dökerek servis edin.



Pekmezli Kara Helva
Malzemesi:
1/2 su bardağı tereyağı (eritilmiş ve tuzu alınmış)
1/2 su bardağı un
1/4 su bardağı su veya süt
1 su bardağı pekmez
Hazırlanışı:
Çok hafif ateşte, yağla unu pembeleşinceye kadar, yaklaşık 50-60 dakika kavurun. Ayrı bir kapta sütü kaynatın ve pekmezi karıştırın. Kavrulan yağla unu ateşten alarak sütlü pekmezin üzerine dökün. Tekrar ateşe koyup tencereye yapışmayınca kadar karıştırın. 15 dakika dinlendirin. İstenilen şekilde servis yapın.



Helvay-i Hakani
Malzemesi:
125 g (1 bardak) un
100 g (1 bardak) buğday nişastası
125 g (1 bardak) pirinç unu 3 bardak süt
250 g tereyağı
500 g bal
300 g badem
250 g kaymak
Hazırlanışı:
Önce bademleri sıcak suda bekletip kabuklarını soyun. Birkaç tanesini helvayı süslemek için ayırın. Tereyağını tencerede eritin, sonra tencereyi ateşten alın ve biraz soğumasını bekleyin. Tencereye önce nişastayı katın, 1-2 dakika karıştırdıktan sonra unu ve pirinç ununu ekleyip macun kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Tencereyi tekrar ateşe oturtup bademleri ekleyin ve tahta kaşıkla devamlı karıştırarak 5-10 dakika kavurun. Sütü kaynatıp balı içine katın, azar azar kavurduğunuz malzemeyi ekleyin. Helvayı iyice karıştırıp sütü yedirdikten sonra tencerenin kapağını kapatın ve 15 dakika çok kısık ateşte demlendirin. Ateşi söndürüp helvayı, bulgur gibi dağılacak kıvama getirene kadar güzelce karıştırın. Kaymağı parçalayarak üzerine serpiştirin, tekrar karıştırıp 15 dakika dinlendirin ve servis tabağına boşaltın. İsteğe göre üzerine gülsuyu da dökebilirsiniz.

Osmanlı Sütlü Tatlı Tarifleri


TAVUKGÖĞSÜ (OSMANLI)

Malzemeler:
1 litre süt
200 gr toz şeker
50 gr haşlanmış tavuk göğsü eti
100 gr pirinç unu
yarım çay kaşığı toz tarçın.

Yapılışı:
Tavuk göğsünü iyice haşlayıp didikleyin. Süt ve toz şekeri kaynatıp pirinç unu ve haşlanmış tavukları ilave edip birlikte 15 dakika kadar ağır ateşte karıştırarak pişirin. Düz bir tepsi veya kâselere boşaltıp soğumasını bekleyin. İsteğe göre toz tarçın ya da dondurma ekleyip servis edilir

ŞEKERSİZ MUHALLEBİ

Malzemeler:
1 litre süt
1 fincan toz şeker
2 fincan buğday nişastası
1 fincan un
Yeterli miktarda su
Üzeri için:
Gül suyu
Pudra şekeri

Hazırlanışı:
Süt ile şekeri kaynatın. Diğer yandan un ve nişastayı su ile iyice karıştırıp kaynayan süte boşaltın. Koyulaşınca ateşten indirip düz kare tabağa boşaltın. Donunca kare şeklinde kesin. Üzerine gül suyu gezdirip bolca pudra şekeri serpin. Servise sunun.

Zirva
Tarih: 14.Ağu.2009
18 defa bakıldı

--------------------------------------------------------------------------------


ZİRVA

Topkapı Sarayı 1471 Fatih Devri Yemekleri Prof. Süheyl Ünver

(Pekmezli aşure)

Malzemeler (6 porsiyon)
Nişasta buğday (1 su bardağı) 100 gr.
Kuru kayısı 100 gr.
Kuru incir 100 gr.
Çekirdeksiz kuru üzüm, İzmir üzümü 100 gr.
Hurma 100 gr.
Üzüm pekmezi (1 su bardağı) 150 gr.
Toz şeker (1,5 su bardağı) 250 gr.
İçme suyu (7 su bardağı) 1,5 litre
Çam fıstığı (2,5 çorba kaşığı) 50 gr.

Bir akşam önce kayısı, üzüm ve incir ayıklayıp yıkayın. Hurmanın çekirdeklerini çıkartın , hepsini istenen büyüklükte doğrayarak içme suyunda ıslatın.
Ertesi gün, derin kapta su, nişasta ve şekeri orta ateşte 10 dakika karıştırarak pişirin.
Aynı anda başka tencerede pekmez ve ıslatılmış meyveleri orta ateşte 5 dakika birlikte kaynatın.
Pekmez ve meyveleri pişmekte olan nişastaya ekleyin, karıştırın ve 5 dakika daha pişirin.
Ateşten alın ve servis yapılacak tabaklara paylaştırın.
Soğutulmuş biçimde yenen zirvanın üzeri servis öncesi çam fıstığı ile süslenir. Yaz mevsiminde kaymaklı veya vanilyalı dondurma ile tüketilmesi lezzetini artırır.

SÜTLÜ ZERDE

Edirne Sarayı 1539
Semih Tezcan

Malzemeler (6 porsiyon)
Süt (4 su bardağı) 1 kg.
Şeker (2 su bardağı) 250 gr.
Pirinç (1 çorba kaşığı) 25 gr.
İçme suyu (2,5 su bardağı) 500 gr.
Mısır nişastası (1 su bardağı) 100 gr.
Un (1/2 su bardağı) 50 gr.
Tereyağı (1/2 çorba kaşığı) 25 gr.
2 adet yumurtanın sarısı
Safran (1/2 çay kaşığı) 2 gr.
Çam fıstığı (1 çay kaşığı) 25 gr.
Kuş üzümü (1 çay kaşığı) 30 gr.

Suyu kaynatıp pirinci ekleyin ve 10 dakika pirinci haşlayın.
Süt, şeker ve safranı ekleyip karıştırarak kaynatmaya devam edin.
Nişasta, un ve yumurta sarısına biraz su ekleyerek mayonez yapın. Kaynayan süte ağır ağır karıştırarak mayonezi ekleyin.
Zerde tekrar kaynayınca tereyağını üzerine döküp karıştırın.
Zerdeyi servis tabağına paylaştırın ve üzerini çam fıstığı ve kuş üzümü ile süsleyin.

SULTAN KEŞKÜLÜ

1 çay fincanı badem (kabuksuz)
1 çay fincanı şeker
1/4 çay fincanı pirinç unu
2 çay fincanı süt
1 kaşık antepfıstığı (tuzsuz)

1 fincan süt, şeker ve havanda dövülüp toz haline getirilmiş bademler bir tencerede orta ısılı ateşte kaynayıncaya kadar iyice karıştırılır. Ateşten indirildikten sonra bademlerin şişmesi için 20 dakika kadar üstü kapalı bırakılır. İnce bir kevgirle süzüldükten sonra yeniden tencereye konur, kalan sütle pirinç unu da ilâve edilerek karıştırılır. Hafif ateşte 15 dakika karıştırılarak koyulaşıncaya kadar bırakılır. Karışım, daha kalınca delikli bir kevgirden kaşıkla bastırılarak süzülür, kâselere aktarılır. Biraz soğuduktan sonra buzdolabında 1 saat bırakılır. İnce doğranmış antepfıstığı, badem ve nar taneleri ile üzeri süslenir, servis yapılır.

AŞURE (OSMANLI)

Malzemeler: (10 kişilik)
400 gr. aşurelik buğday,
125 gr. kurufasulye (küçük taneli)
125 gr. nohut
150 gr. kuru kayısı
200 gr. kuru üzüm
150 gr. kuru incir
1 çorba kaşığı portakal kabuğu rendesi (tepeleme)
800 gr. toz şeker
5 litre su
1 çorba kaşığı ayçiçek yağı
1 su bardağı süt
1 tatlı kaşığı gülsuyu (isteğe bağlı).
Süsleme malzemesi:
Dolmalık fıstık, kuş üzümü, ceviz içi, kıyılmış kuru kayısı, kıyılmış kuru incir, nar taneleri, fındık.

Yapılışı:
Bir gece önceden aşurelik buğdayı ılık suya, kurufasulyeyi soğuk suya, nohutu da ılık tuzlu suya basın. Ertesi gün, nohutu ve kurufasulyeyi süzüp yıkayın, ayrı ayrı tencerelerde yumuşayıncaya kadar haşlayıp süzün. Nohutların ince kabuklarını çıkartın. Kuru kayısı ve kuru inciri fındık büyüklüğünde doğrayın. Aşurelik buğdayı yıkayıp süzün. Kuru üzümü ayıklayıp yıkayın ve ayrı bir kapta 10 dakika kaynatıp süzün.

Büyükçe bir tencereye 5 litre suyu, buğdayı ve 1 çorba kaşığı ayçiçek yağını koyun. Su kaynayınca altını kısıp ağır ateşte, kapağı kapalı olarak pişmeye bırakın. Dibini tutmaması için arada sırada karıştırın. Buğdaylar iyice yumuşayınca kapağını açın ve haşlanmış kuru üzümleri ilave edip orta ateşte, yaklaşık 5 dakika, arada bir karıştırarak kaynatın. Rendelenmiş portakal kabuklarını, haşlanmış nohut ve kurufasulyeyi de ilave edip sürekli karıştırarak yaklaşık 5 dakika daha kaynatın. Daha sonra kuru kayısıları ve toz şekeri ekleyin, kaynayıncaya kadar sürekli karıştırmaya devam edin ve sütü ilave edin.

Aşure pişerken kıvamının koyu olmaması gerekir. Bu aşamada, aşure suluca bir kıvamda değilse, bir miktar daha sıcak su ilave edebilirsiniz. Son olarak kuru inciri de katıp, yaklaşık 5 dakika karıştırarak kaynatıp ateşten alın. Üstünün kabuk tutmaması için arada bir karıştırarak, bir süre kapağı yarı kapalı bir durumda piştiği tencerede soğutun. Kıvamı koyu ise biraz süt ilave edip karıştırın. Bu aşamada içine kesinlike su koymayın. Servis yapılacak kaplara alın ve soğuduktan sonra üzerini süsleyin.

Nuh Peygamber’e atfedilen “tufandan sonra, kalan tüm erzakı birbirine karıştırarak yaptığı tatlı” öyküsü doğruysa eğer, aşureye “yeryüzünün bilinen en eski tatlısı” demek de mümkün... Değişik malzemelerle, farklı vesilelerle de olsa, yalnız Hıristiyan ve Müslümanların değil, Nuh Peygamber’in topraklarında yaşayan gelmiş geçmiş tüm toplulukların mutfağında hiç kuşkusuz aşurenin özel bir yeri oldu. Herkesin kendine göre bir üslubu var. Kimi 40 çeşit erzak koyuyor, kimi ılık, kimi soğuk yiyor, Ermeniler ise asla fasulye, nohut kullanmıyor ve “anuşabur” olarak adlandırıyor.


TARİK-İ TABHI (OSMANLI)


Matûbü’l-miktar kabuğu çıkmış buğdayı ba’det- tathir tencere içine koyup bolca su ile bir taşım kaynatıp altına kömür tozu döküp az ateş ile beş-on saat terk ettikten sonra yine altına odun yakıp kaynadıkça içine kaynamış fasulye ve bakla ve pirinç her ne murat olunur ise ilave ve tatlı olacak miktarı asel veya şeker koyup bir taşım dahi kaynatıp indireler. Eğer pek koyu olur ise bir miktar sıcak su ile alıştırıp tabaklara vaz birle üzerine kavrulmuş badem ezip tenavül buyrula. Âdisi budur.


KAZANDİBİ (OSMANLI RAMAZAN)


İki kıyye sütten tabh murat olundukta yüz dirhem pirinci ba’de’t – tathir bir taşım suda haşlayıp delikli kevgirden süzüp hazır edeler.Ba’dehu sütü tencere içine koyup hemen kaynadıkta iş bu hazırlanan pirinci içine salıp pirinçler gereği gibi yumuşayınca tabh edeler.

Ba’dehu indirip sahan veya tabaklara tevzi ettikte bir çeyrek miktarı küllü ateş üstünde tevkif edeler ki ol hengâmda üzerine kaymak gelir.Soğudukta bol toz şekeri ekip tenavül buyrula yahut ateşte kaynar iken tatlı olacak miktarı şeker konulup yine bu usul üzere hareket oluna. Nefis olur.

İRMİK TATLISI (OSMANLI RAMAZAN)

Yüz dirhem miktarı rugan-ı sadeyi tencerede yakıp bayağı Gaziler helvası meyanesi gibi yarım kıyye irmiği azar azar koyarak karıştırır iken yirmi beş dirhem kadar iç kabuğu soyulmuş badem dahi ilave ile bademler kızarınca pişirildikte yarım kıyye su ile kaynamış yarım kıyye dahi süt ikisi dahi kaynar olduğu halde iş bu meyanenin üzerine de’faten koyup karıştırıp kapağını kapayalar.Bir zeyrek meksden sonra üzerine gülsuyu serpip tabağa vaz ve üzerine bol toz şekeri ekip tenavül buyrula.


ELMA PALUZESİ (OSMANLI)

MALZEMESİ:
1.5 litre içme suyu
1 kg. toz şeker
240 gr. nişasta
1 litre elma suyu

YAPILIŞI:
Su ve şekeri bir tencereye koyup karıştırın. Bu karışıma nişastayı ilave edin. Hafif ateş üzerinde, nişasta kokusu gidene kadar karıştırarak pişirin. Koku tamamen yok olunca elma suyunu katın. Karıştırarak hafif ateş üzerinde şeffaflaşmasını bekleyin. Tencereyi ateşten alın. İkram edeceğiniz bardak veya kaselere taksim edin. Soğumaya bırakın. Soğuyunca bardakları buzdolabına koyup bir süre bekletin. Yemeğin sonunda serin serin ikram edin.

ZERDE (OSMANLI)

1 çay bardağı pirinç
1 litre su
1 tutam safran
1 su batrdağı toz şeker
1 çorba kaşığı patates nişastası
Yarım çay bardağı kuşüzümü
Yarım çay bardağı çam fıstığı
Gülsuyu

Safran 1 çay bardağı suda 1 saat bekletilir. Pirinç bir tencereye konur, üzerine 2 su bardağı su eklenir, kısık ateşte yumuşayana dek pişirilir. Üzerine 1 çay bardağı suda eritilmiş nişasta, suyuyla birlikte safran, şeker eklenir, sürekli karıştırarak kaynama noktasına gelene kadar pişirilir. Ateşten almadan hemen önce fıstık, üzüm ve gülsuyu eklenir. Zerde kaselere paylaştırılır.

KEŞKÜL (OSMANLI)

5-6 kişilik gerekli malzeme:
4 su bardağı süt
4 çorba kaşığı pirinç unu
1 su bardağı tozşeker
30 gr çekilmiş badem
50 gr çekilmiş antepfıstığı
2 çorba kaşığı rendelenmiş hindistancevizi
Süslemek için:
3 çorba kaşığı file badem

Süt, pirinç unu, badem ve antepfıstığını tencereye alın. Malzemeleri birbirine yedirinceye kadar çırpma teli ile çırpın. Kısık ateşte tahta kaşıkla sürekli karıştırarak koyulaşıncaya kadar pişirin. Tozşeker ve hindistancevizi rendesini ilave edip 5 dakika daha karıştırarak pişirin.
Tatlıyı kâselere paylaştırıp üzerini file bademle süsleyin. Buzdolabında 2-3 saat bekletip soğuk olarak servis yapın.

HELTİYE (OSMANLI)

6 kişilik
Şurubu İçin
4 bardak su
3,5 bardak şeker
yarım bardak gülsuyu
Muhallebi Malzemesi
1 su bardağı süt
1 su bardağı su
1 su bardağı pudra şekeri
20 gr. damla sakızı
2 çorba kaşığı mısır nişastası
1 çorba kaşığı un
2 yemek kaşığı badem
2 yemek kaşığı antepfıstığı

Şeker, su ve gülsuyunu karıştırın. Şurup haline gelinceye kadar kaynatın ve soğumaya bırakın.
Yarım su bardağı süt, su, pudra şekeri ve damla sakızını karıştırarak kaynatın.
Unu ve nişastayı kalan sütle iyice ezin ve kaynamakta olan karışıma ilave edin. Muhallebi kıvamına geldiğinde ateşten indirin ve tepsiye 1 cm kalınlığında dökün. Soğuduktan sonra küpler halinde kesin.
Hazırladığınız şurup soğduktan sonra badem ve antepfıstığını ilave edin. Küp şeklinde dilimlediğiniz muhallebiyi şurubun içine bırakın. Mevsim meyveleriyle süsleyerek servis yapın.

Bademli Elmasiye
Tarih: 25.May.2007
5 defa bakıldı

--------------------------------------------------------------------------------


BADEMLİ ELMASİYE

Malzemeler:
2 su bardağı badem
15 adet acı badem
2 su bardağı toz şeker
1 çorba kaşığı balık nefsi
5 su bardağı süt

Hazırlanışı:
Bademler kısa süre sıcak suda tutulur, sonra iç kabukları soyulur. Havanda ya da mutfak robotunda az süt ilave ederek macun kıvamına getirilir. Tencereya aktarılır, üzerine süt ve şeker eklenir sürekli karıştırarak kısa süre kaynatılır. Ateşten alınca tülbentten ya da ince süzgeçten geçirerek sübyesi çıkarılır. Çıkan malzeme balık nefsi ile karıştırılır. Uygun büyüklükte bir kalıba dökülür, buzluğa konur. Yaklaşık 2 saat sonra kalıp ılık su ile ıslatılır, servis tabağına ters çevrilir.

Not: Balık nefsi bulunamazsa kullanılmadan da hazırlanabilir.

SULTAN ZERDESİ

Kullanılacak malzeme: (4 kişilik)
125 gram pirinç,
300 gram toz şekeri,
1+1/2 litre (6 bardak) su,
1/2 çorba kaşığı ararot veya nişasta,
1/2 kahve fincanı su (ararot için),
1+1/2 gram safran,
1 kahve fincan sıcak su (safran için).
Süsü için:
1 kahve fincanı siyah kuşüzümü.
1 kahve fincanı çamfıstığı,
tanelenmiş bir nar (nar mevsiminde değilseniz yerine kıyılmış 1 kahve fincanı hindistancevizi),
1 fincan gülsuyu.

Yapımı: İyi kalite pirincin taş ve darıları ayıklanır. Pirinç zedelenmeden dört-beş defa yıkanır ve suyu süzülür. Sonra süzülmüş pirinç 6 bardak su ve 300 gram toz şekerle bir tencereye konur ve ateşe oturtulur.
Pirinçler iyice büyüyerek yumuşakça bir duruma gelinceye kadar 20-25 dakika kadar şekerli suda haşlanır. Beri yanda birbuçuk gram safran bir fincan sıcak suda 15-20 dakika kadar ıslatıldıktan sonra kaşıkla suda iyice ezilir, sonra haşlanmış pirincin içine suyuyla birlikte dökülür. Tenceredekileri kaşıkla iyice karıştırdıktan sonra yarım kahve fincanı su içinde iyice eritilmiş ararot katılır. Bir defa daha iyice karıştırılır ve orta ısıdaki bir ateşte 20-30 dakika kadar pişirerek boza kıvamına getirilir. Zerde boza gibi koyulaşınca ateşten indirilir ve bekletilmeden kâselere boşaltılarak kâselerde soğumaya bırakılır. Zerde soğuyunca kâselerin üstü nar tanesi, kuş üzümü ve fıstıkla süslenir; gülsuyunu da serpiştirdikten sonra servis yapılır. Bilindiği gibi safran çok pahalı bir baharattır. Bir zerdeye bu kadar çok para harcamak istemeyenler birbuçuk gram safran yerine yarım gram safran kullanabilirler. Yalnız bu yarım gram safrana ayrıca bir gram da bir türlü zararsız sarı boya olan zerdeçal katarak zerdelerini sarartmalıdırlar.

SÜT LAPASI

Malzemeler:
5 su bardağı süt
1 su bardağı pirinç
1 su bardağı toz şeker
Yarım çay bardağı gül suyu

Yapımı:
Tencereye süt ve yıkanmış kırık pirinç konur. Orta ateşe yerleştirilir. Kaynama noktasına gelince ateş kısığa alınır. Pirinç şeklini kaybedene kadar pişirilir. Sıcakken tatlı tabaklarına konur. Üzerine önce toz şeker serpilir, sonra gül suyu gezdirilir.


NAZLI AŞ

Malzemeler:
1 su bardağı kırık pirinç
1 su bardağı şeker
4 su bardağı su
1 paket vanilya

Yapımı:
Kırık pirinç yıkanır, süzülür tencereye aktarılır. Üzerine su konur, kısık ateşte pirinç şeklini kaybedene kadar uzun süre pişirilir. Üzerine şeker eklenir, Şeker eriyince ateşten alınır, vanilya eklenir, kaselere paylaştırılır. Soğuyunca servise sunulur.

Not: Bu tatlı bazı kaynaklarda "nazlı nazlı" olarak geçer. Orijinal tarifinde vanilya kullanılmaz.


ELVAN PALUZE (OSMANLI)

Kullanılacak malzeme (8 kişi için) :
150 gram nişasta,
1 litre su,
1/4 litre süt,
100 gram toz şekeri,
100 gram ahududu şurubu,
100 gram portakal şurubu,
100 gram çilek veya vişne şurubu.

Yapımı:
150 gram nişastayı bir miktar suyla ezip dört bardağa eşit olarak bölmeli. 1/4 litre sütü, 100 gram toz şekerini ve dörde bölünmüş olan nişastanın bir bardağını bir kaba boşaltmalı; iyice karıştırdıktan sonra kabı ateşe koymalı. Sütlü paluze pişerken, nişastanın toplanmamasına ve nişasta kokusunun kalmamasına dikkat etmeli. (Eskiden, paluzenin kıvamında pişip pişmediğini, içine bir kor parçası sokarak anlarlardı. Eğer kor parçası kırmızılığını muhafaza eder ve sönmezse, paluze pişmiş sayılırdı.) Pişen sütlü paluzeyi 8 büyük komposto kâsesine bölmeli ve iyice donmaya bırakrrtalı. Dörde bölünmüş olsn nişastanın ikinci bardağını, 1/3 litre su ve 100 gram ahududu şurubuyla- karıştırıp bunu da sütlü paluze gibi pişirdikten sonra; donmuş olan sütlü paluze kâselerine eşit ölçüde bölerek boşaltmalı ve bunları da iyice donmaya bırakmalı. Üçüncü bardaktaki nişastayı, 1/3 litre su ve 100 gram portakal şurubuyla karıştırıp aynı şekilde pişirdikten sonra sütlü ve ahududulu paluzelerin üzerlerine bölerek dökmeli ve iyice donmaya bırakmalı. Sona kalan bardaktaki nişastayı da 1/3 litre su ve 100 gram çilek veya vişne şurubuyla karıştırıp pişirmeli ve dördüncü tabaka olarak kâselere bölerek dökmeli ve iyice donmaya bırakmalı. Renkli paluzeler donunca bunların kâselerini bir dakika kadar kaynar suda tuttuktan sonra servis tabaklarına başaşağı edip peltelerini oraya aktarmalı. Sonra bu tabakları paluzelerin daha iyi donmaları için servis vaktine kadar kalmak üzere tekrar buz dolabına kaldırmalı. İsteyenler bu tabakların çevrelerini paluzeye konulan şurupların meyveleriyle de süsleyebilirler.

ZIRVA

Osmanlı Devletinin kuruluşundan, Kanunî devrine, kadar kışlaların, medreselerin, imaretlerin ve kısmen de evlerin sofralarında, gözde bir kahvaltılık olarak yer almıştır. Tatlı zırva'nın esas malzemesi nişasta, kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısıdır. Ancak, Osmanlı Devleti fetihlerle yeni yeni topraklara kavuştukça, zırva da çeşnisini değiştirmiş; bal, pekmez, hurma ve daha sonraları ceviz, çam fıstığı gibi maddelerin katılmasıyle aşure kıvamında bir tatlı haline gelmiştir. Ne var ki, yapılan bütün ilâve ve değişiklikler, zırva'yı bir yemek olarak unutulmaktan kurtaramamıştır.

Kullanılacak malzeme (6 kişi için) :
100 gram nişasta,
100 gram kuru kayısı,
100 gram çekirdeksiz üzüm,
100 gram kuru incir,
100 gram hurma,
50 gram çam fıstığı,
100 gram tozşekeri,
1.5 litre su.

Yapımı :
Nişastayı içinde 1.5 litre su bulunan bir tencerede salep kıvamına gelinceye kadar pişmeye bırakmalı. Yıkanıp ayıklanarak dörde bölünmüş incirleri ve kayısıları, çekirdekleri çıkarılıp ikiye bölünmüş hurmaları, kabukları çıkarılmış çam fıstıklarını ve yıkanıp ayıklanmış üzümleri 100 gram su bulunan bir kapta yumuşayıncaya kadar kaynatmalı ve 100 gram şekerle birlikte, pişmeye bırakılan nişastanın içine atıp karıştırmalı. Zırva'yı boza kıvamına gelince çukurca tabaklara boşaltmalı ve servis yapmalı.

KEŞKÜLÜ FUKARA

Osmanlı devleti devrinde, zenginlerin fakirler için hazırlatıp dağıttığı bir keşkül çeşidi. Normel keşkülden farkı içinde malzemenin bol ve zengin olması. Amaç fakir fukura beslensin, gıda alsın.

Kullanılacak malzeme (6 kişilik):
8 su bardağı süt,
1,5 su bardağı tozşeker,
1 su bardağı iç badem,
1,5 kahve fincanı pirinç unu,
1 bardak su,
1 çay kaşığı tuz.
Üstünü süslemek için:
1 kahve fincanı iç badem,
1 kahve fincanı tuzsuz antepfıstığı,
2 kahve fincanı hindistancevizi.

Yapılışı:
Tencereye 1 su bardağı dolusu iç badem, 1 bardak suyla birlikte konur ve tencere ateşe oturtulur. Su kaynamaya başlayınca tencere ateşten indirilir. Sıcak su süzülerek dökülür, kalan iç bademlerin kabukları ayıklanır ve makineden 2 defa geçirilerek kıyılır. Sonra bu kıyılmış bademler azar azar havana konur ve macun durumuna gelinceye kadar iyice dövülerek ezilir. Macun durumuna getirilmiş bademler büyükçe bir kâseye konur. Üzerine 1 su bardağı sıcak süt dökülür. İyice ovularak bademle süt birbirine karıştırılır. Sonra bu karışım tel süzgeçten geçirilir ve bir kenara bırakılır. Kalan 7 su bardağı süte 1 çay kaşığı tuz katılır ve süt kaynatılır. Süt kaynarken bir başka kâseye 1,5 kahve fincanı pirinç unu konur. Bunun üzerine 1 bardak su ince ince akıtılırken karışım hızlı hızlı karıştırılarak pirinç unu suya yedirilir. Sonra bu karışım yine azar azar akıtılarak hızlı hızlı karıştırılmakta olan kaynar süte dökülerek yedirilir. Pirinç unlu süt, tahta kaşıkla tencerenin dibi kazınırcasına karıştırılarak 10 dakika kadar kaynatılır. Sonra buna bir kenara bırakılmış olan sütlü bademle 1,5 su bardağı tozşeker katılır ve karışım düğün çorbası kıvamına gelinceye kadar karıştırılarak pişirilir. Karışım istenen kıvama gelince tencere ateşten indirilir. Keşkül küçük kâselere veya uzunca bir servis tabağına boşaltılır ve soğumaya bırakılır. Keşkül soğurken bir kaba, 1 bardak su, iç badem, tuzsuz antepfıstığı konur ve kaynatılır. Su kayriayınca kap ateşten indirilir, suyu süzülüp dökülür. îç kabukları ayıklanan fıstık ve badem ayrı ayrı makineden geçirilerek kıyılır. Keşkül soğuyunca kıyılmış olan antepfıstığı, badem ve hindistancevizi üzerine serpilir ve servis yapılır. İstenirse hindistancevizinin yerine dövülmüş lohusa şekeri serpilebilir.

SULTAN AZİZ TATLISI

MALZEMELER:
Bir buçuk kahve fincanı Pirinç Unu
Yarım kahve fincanı Mısır Nişastası
7 su bardağı Süt
Bir buçuk su bardağı toz şeker
1 su bardağı soğuk su
bir tutam tuz
1 kahve fincanı hindistancevizi
1 su bardağı çekirdeksiz kuru üzüm
1 çay bardağı tuzsuz badem (kavrulup, kabukları soyulmuş)
1 kahve fincanı rendelenmiş portakal kabuğu

HAZIRLANIŞI:
Bademleri robottan geçirin. Üzümleri yıkayıp süzün. Bir tencereye 7 su bardağı süt, bir tutam tuz, 1 kahve fincanı rendelenmiş portakal kabuğu ve toz şekeri koyup orta ateşe kaynatın. Bu arada bir kasede nişasta ve pirinç ununu, 1 su bardağı soğuk su ile karıştırın. Kaynamakta olan süte yavaşça karıştırarak bu karışımı ekleyin. Süt boza kıvamına gelince, ezilmiş badem, hindistancevizi ve 1 su bardağı üzümü atın. Karıştırarak tatlıya yedirin ve hemen ateşten alın. Tatlıyı kaselere boşaltıp soğutun ve dilediğiniz şekilde süsleyip, dilerseniz servis tabağına ters çevirerek, servis yapın.

KIZARTMA GÜLLAÇ

Kullanılacak Malzemeler
10 çorba kaşığı tereyağı
3 adet yumurta
2 su bardağı fındık (ince çekilmiş)
1 su bardağı gül suyu
1 su bardağı su
10 kat güllaç
2 su bardağı süt
1 su bardağı toz şeker

Hazırlanma Şekli
Güllaçları birer birer gülsuyu ve su karışımı ile ıslatıp ikiye katlayın. Üzerine çekilmiş fındığı serpin. Rulo biçiminde sarın. Bütün yaprakları bu biçimde hazırlayın. Çırpılmış yumurtayı kaba koyun. Tereyağını eritin yağ kızınca rulo biçimdeki güllaçları yumurtaya bulayıp altın sarısı renk alıncaya kadar kızartın havlu kağıt üzerinde yağını aldırın. Derin bir tepsiye dizin. Şekerle sütü kaynatın. Şurup hazırlayın. Kıvama gelince az soğusun. Güllaçların üstüne dükün. Şurubu çekene kadar bırakın. Güllaçlar şurubu çekince tabaklara aktarıp servis yapın.